
Dünya sağlık için milyarlar harcıyor. Ama sorunun bir bölümü her gün soframızda
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yayımladığı verileri incelerken karşıma çıkan üç rakam beni gerçekten düşündürdü.
11 GRAM | 1,7 MİLYON | 1 DOLAR → 12 DOLAR
İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu rakamlar, aslında küresel beslenme sisteminin önemli bir sorununu ortaya koyuyor. Dünyada yetişkinlerin günlük ortalama tuz tüketimi yaklaşık 11 gram. Oysa Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi, günlük 5 gramın altında.
Yani dünya ortalaması, önerilen üst sınırın iki katından fazla. WHO’nun tahminlerine göre 2023 yılında aşırı sodyum tüketimiyle ilişkili yaklaşık 1,7 milyon ölüm gerçekleşti.
Bu rakam, yalnızca bir beslenme alışkanlığının halk sağlığı açısından ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Sodyum tüketimini azaltmaya yönelik etkili halk sağlığı politikalarına yapılan her 1 dolarlık yatırımın, en az 12 dolarlık ekonomik getiri sağlayabileceği hesaplanıyor.
Beni asıl düşündüren nokta burada başlıyor. İnsanlık hastalıkları tedavi etmek için milyarlarca dolar harcıyor. Ancak bazı hastalıkların riskini artıran alışkanlıklarını her gün sofrada tekrarlıyor. Üstelik mesele yalnızca yemeklere sonradan eklediğimiz tuz değil.
Tükettiğimiz sodyumun önemli bir bölümü, hazır ve işlenmiş gıdalardan da gelebiliyor. Dolayısıyla çözümün sorumluluğunu yalnızca tüketiciye bırakmak yeterli değil. Gıda sanayisinin de bu dönüşümün önemli bir parçası olması gerekiyor. Bugün gıda sektöründe inovasyon denildiğinde yeni ürünleri, farklı lezzetleri, üretim teknolojilerini ve raf ömrünü konuşuyoruz. Oysa inovasyonun çok daha önemli bir boyutu var, insanların her gün tükettiği gıdaların beslenme açısından daha iyi hale getirilmesi.
- Daha dengeli besin profilleri
- Uygun sodyum seviyeleri
- Yeterli protein
- Dengeli amino asit profilleri…
Lif ve diğer besin öğelerinin birlikte değerlendirilmesi. Çünkü bir ürünün yalnızca tek bir besin öğesi açısından güçlü olması, bütün beslenme profilinin de ideal olduğu anlamına gelmiyor.
BÄKKER’i geliştirirken geleneksel unlu mamullerin yüksek proteinli alternatiflerini oluşturmayı hedefledik. Akademik ve teknik çalışmalarımızın temelinde, günlük beslenmenin bir parçası olan ürünlere farklı bir besin değeri yaklaşımı kazandırmak bulunuyor. Bu anlamda gıda teknolojilerine çok daha geniş bir perspektiften bakmak gerektiğine inanıyorum.
Biz üreticiler açısından en önemli konu insanlara yalnızca ne yemeleri gerektiğini söylemek değil, günlük tüketilen gıdaları bilimsel veriler ışığında daha iyi hale getirmek olmalı.
Bu yazı, Ümit Sevdi'nin LinkedIn paylaşımından alınmıştır: LinkedIn'de oku.
İlgili sayfalar: tüm yazılar, protein sayfamız, fırınlar için.